İslam ahlakının en zarif ve en zorlu imtihanlarından biri, haksızlığa uğradığımızda sergilediğimiz tavırdır. Mümin için olgunluk, sadece hak yememek değil, haklıyken bile bağışlayabilme erdemini göstermektir. O halde şu can alıcı soruyu sormalıyız: Başkalarından beklediğimiz merhameti, biz başkalarına ne kadar gösteriyoruz?
Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür. Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun müfakatı Allah’a aittir.” (Şûrâ, 42/40). Ayet-i kerîme, adaletin bir hak olduğunu ancak affetmenin Allah katında özel bir mükâfata tabi tutulduğunu ortaya koyar. İslam’ın ruhunda af, zayıflık değil; nefsi yenerek ilahi ahlak ile ahlaklanmaktır. Çünkü Cenâb-ı Hak, "Afüv" sıfatıyla kullarının günahlarını silerken, kulundan da benzer bir geniş gönüllülük beklemektedir.
Bugün en büyük yanılgımız, affetmeyi sadece karşı tarafı haklı bulmak sanmaktır. Oysa Allah Resûlü (s.a.v.) affetmenin kulun izzetini artıracağını şöyle müjdelemiştir: “Sadaka vermekle mal eksilmez. Allah, affeden bir kulunun ancak şerefini artırır. Kim Allah için alçak gönüllü davranırsa, Allah da onu yükseltir.” (Müslim, Birr, 69). Demek ki affetmek, aslında kendi ruhumuzu özgürleştirmek ve Allah katındaki makamımızı yükseltmektir.
Affetme bilinci, toplumsal barışın en güçlü kalesidir. Kırılan gönülleri onarmak, düşmanlıkları dostluğa çevirmek ancak bu asil duruşla mümkündür. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de, “Onlar bollukta da darlıkta da infak ederler, öfkelerini yenerler ve insanları affederler. Allah, iyilik edenleri sever.” (Âl-i İmrân, 3/134) buyurularak, gerçek takva sahiplerinin öfke ateşini af suyuyla söndürenler olduğu vurgulanmıştır.
Zamanı ve imkânları inşa etmek, ancak merhamet diliyle mümkündür. Kendi kusurlarımızın örtülmesini istiyorsak, başkalarının kusurlarını örtmek zorundayız. Rabbimiz bizleri şöyle uyarır: “...Onlar affetsinler, vazgeçsinler. Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?” (Nûr, 24/22). Affetmek aynı zamanda bir manevi arınma disiplinidir. Günün sonunda kendimize sormalıyız: Bugün kalbimde kime karşı bir kin biriktirdim? Kimin hatasını sırtımda yük olarak taşıyorum? Çünkü affetmemek, mahşer meydanına kadar sürecek ağır bir "yorgunluktur".
Neticede affetmek, imanın kemal noktasıdır. Allah’ın affına talip olanın, O’nun kullarına karşı katı kalpli olması düşünülemez. Hayatımızı, kalbimizde nefret yerine merhamet taşıyarak inşa etmek, ebedi kurtuluşun en kestirme yoludur. Rabbimiz, bizlere "Affetmeyi seven" bir gönül nasip etsin ve bizleri de affettiği kulları arasına dahil eylesin.
Hasan Hüseyin KARABIYIK
Borçka İlçe Müftüsü