Çelik konuşmasında, 8 Mart’ın tarihsel olarak emeğe, eşitlik arayışına ve bedeller ödenmiş bir mücadeleye dayandığını belirterek insan haklarının gelişimi için emek vermiş tüm kadın ve erkeklere teşekkür etti. Cumhuriyet devrimleri sayesinde Türkiye’de kadınların pek çok ülkeden önce temel haklara kavuştuğunu ifade eden Çelik, bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk’ü özlem ve minnetle andığını söyledi.
Kadın haklarının korunması ve geliştirilmesi konusunda son yıllarda ciddi sıkıntılar yaşandığını dile getiren Çelik, kadınlara yönelik şiddetin giderek arttığını belirtti. Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerinin artık münferit olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini ifade eden Çelik, bunun toplumsal bir yara haline geldiğini söyledi.
Yargı süreçlerinde yaşanan sorunlara da değinen Çelik, cezasızlık kaygısının toplumda adalet duygusunu zedelediğini belirtti. Çelik, “Toplumda oluşan cezasızlık kaygısı, adalet hukukunu zedelemekte, caydırıcılığı azaltmaktadır. İyi hâl indirimleri, haksız tahrik tartışmaları ve yargı süreçlerinin uzunluğu kamu vicdanında derin yaralar açmaktadır. Şiddet sosyoekonomisinin bu fay hatları toplumun her kademesinde görülmekte, en korunaklı olması gereken kamu kurumlarında da kadınların canına kast edilmektedir. Adliyede kadın hâkimi yaralayan savcı, güvenlik güçlerinin bulunduğu hastanede eczacı kadının eşi tarafından öldürülmesi, son olarak Fatma Nur öğretmenin bir okulda öğrenci tarafından öldürülmesi üzerinde çok ciddi düşünülmesi gereken olaylardır. Kamu kurumlarında yaşanan bu olaylar mağdur kadınlara korku, faillerine cesaret vermektedir. Kaç cani bu cesaretle “Bana bir şey olmaz?” demektedir; daha da vahimi, kaç kadın “Ona bir şey olmaz” diye düşünmektedir? Ekonomik özgürlüğü olmayan, ailesini ve çocuklarını düşünen, ses çıkardığında bunu hayatıyla ödeyeceği bilgisi kalbine düşen bir kadına, hayatını eline alması için mücadele etmesini söylediğimizde bize inanmasını ve güvenmesini nasıl sağlayacağız? Ya da kızı için adalet arayışındaki Fatma Nur Çelik’i ve küçük kızını ölüme götüren süreçteki eksiklikler, kaç kadının vazgeçmesine sebep olacaktır?
Kadınlara yönelik saldırılar yalnızca bireysel suçlar değildir. Bu saldırılar, kadınların kamusal alandaki varlığına yönelmiş bir gözdağı taşımaktadır. Oysa hukuk devleti, kamusal alanı herkes için eşit ve güvenli kılmakla yükümlüdür. Kadının sokağa çıkma, çalışma, eğitim görme, siyaset yapma hakkı tartışmaya açık bir lütuf değil, yasal bir güvencedir. 6284 sayılı kanun koruyucu ve önleyici tedbirler öngörmektedir. Kağıt üzerinde görünen bu normatif düzenleme, uygulamada aynı gücü her zaman gösterememektedir. Çünkü bu kanunu uygularken kırtasiyecilik yaparak çarkları gerekli hızla döndürmeyen bürokrat ve görevlilere rastlanması, kadının gururunu bir kez daha kırmaktadır. Faile engel olmayan sistem, kadını kamusal alandan çekilmeyi çözüm olarak görmeye itmektedir. Şiddetin en korkuncu ise savaşlardır. Hukuk, savaşın dahi bir hukuku olduğunu söyler; fakat savaşın ortasında ilk susan çoğu zaman kadınların sesi olur. Savaşın ilk günü iki kız okulunun bombalandığını, yüzlerce kız öğrencinin öldüğünü dehşet ile izledik. Gazze’de yıllardır süregelen saldırılar pek çok sivilin hayatına mal oldu. Devlet eliyle meydana gelen bu eylemler çok daha yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır” dedi.
Çelik konuşmasının sonunda, 8 Mart’ın bir kutlama günü olmanın ötesinde toplumsal sorumluluğun hatırlatıldığı bir gün olduğunu belirterek, “Kadın hakları yalnızca bir kadın meselesi değil, aynı zamanda bir hukuk devleti meselesidir. Eşitlik bir temenni değil anayasal bir yükümlülüktür. Daha eşit, daha adil ve kadınların korkmadan yaşayabildiği bir ülke kurmak hepimizin sorumluluğudur. Her şeye rağmen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun” dedi.





