Hakkında uzaklaştırma kararı bulunan erkekler tarafından üç kadının öldürülmesini “açık bir koruma zafiyeti” olarak değerlendiren Atan, yaşananların sistemsel bir soruna işaret ettiğini söyledi.
“Devlete Başvuran Kadınlar Hayatta Kalmalıydı”
Hayatını kaybeden kadınların resmi makamlara başvurduğunu ve tehdit altında olduklarını belgelediğini hatırlatan Atan, “Bu kadınlar yalnız değildi; devlete başvurmuşlardı. Uzaklaştırma kararları alınmıştı. Yani tehlike öngörülebilirdi. Buna rağmen üç kadın yaşamını yitirdi. Bu tablo, koruma mekanizmalarının etkin işlemediğini ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.
“Tedbir Kararı Yetmez, Etkin Takip Gerekir”
Uzaklaştırma kararlarının yalnızca hukuki bir prosedür olarak kalmaması gerektiğini vurgulayan Atan, kararların sahada etkin biçimde uygulanmasının hayati önem taşıdığını belirtti.
“Karar almak bir adımdır; ancak esas mesele o kararın nasıl denetlendiğidir. Denetim, izleme ve hızlı müdahale sistemi güçlendirilmeden benzer acılar yaşanmaya devam eder” diyen Atan, koruma tedbirlerinin kağıt üzerinde kalmaması gerektiğine dikkat çekti.
“Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Devlet Politikası Olmalı”
Kadına yönelik şiddetin bireysel değil toplumsal bir mesele olduğunun altını çizen Atan, kalıcı ve bütüncül politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Şiddetle mücadelenin siyasi tartışmaların ötesinde, sürdürülebilir bir devlet politikası olarak ele alınması gerektiğini kaydetti.
“Her Kaybedilen Can Hepimizin Sorumluluğudur”
Açıklamasının sonunda yaşam hakkının en temel hak olduğunu vurgulayan Atan, “Koruma altındayken öldürülen her kadın, sistemin eksikliğini gösterir. Bir kadının daha eksilmemesi için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi.



