Değerlendirmelerde bulunan Kurdoğlu, söz konusu düzenlemenin yürürlüğe girmesi halinde Türkiye’deki korunan alanların “koruma” niteliğinin zayıflayabileceğini ifade etti.
Milli parkların ve diğer korunan alanların doğa turizmi gerekçesiyle yoğun kullanıma açılmasının kabul edilemez bir gelişme olduğunu belirten Kurdoğlu, bu durumun doğa koruma sistemi açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.
Kurdoğlu, ormanların su ve toprak korumasından hava kalitesinin iyileştirilmesine kadar pek çok hayati işlevi bulunduğunu hatırlatarak, “Ormanlarını kaybeden aslında çok şeyini kaybeder. Ekosistemin parçalanması, biyolojik çeşitliliğin azalması ve yaşam destek sistemlerinin zarar görmesi gibi ciddi sorunlar ortaya çıkabilir” dedi.
Türkiye’de korunan alanların büyük bölümünün dağlık ve yüksek dağlık bölgelerde bulunduğunu dile getiren Kurdoğlu, bu alanların nadir ve endemik bitki türleri ile yaban hayatı için önemli bir sığınak olduğunu belirtti. Bu bölgelerde yoğun turizm yatırımları, yeni yollar ve yapılaşmanın habitatları ciddi şekilde tahrip edebileceğine dikkat çekti.
Artvin’deki milli parklara da değinen Kurdoğlu, özellikle Hatila Vadisi Milli Parkı ile Karagöl-Sahara Milli Parkı’nın turizm açısından yoğun talep gören alanlar arasında yer aldığını ifade etti.
Kurdoğlu, “Hatila Vadisi daha yoğun kullanıma maruz kalırsa ya da Karagöl-Sahara’nın en korunaklı bölgeleri yoğun turizme ve diğer beşerî faaliyetlere açılırsa, buralardaki mutlak koruma alanları olumsuz etkilenecektir” diye konuştu.
Artvin’in büyük bölümünün doğal özellikleri nedeniyle korunması gereken çok özel alanlar barındırdığını vurgulayan Kurdoğlu, doğal alanların insanlara sunduğu yaşam destek sistemlerinin korunmasının hayati önem taşıdığını söyledi. Kurdoğlu, “Bu doğa sayesinde ayakta kalıyoruz. Doğal alanları korumak geleceğimiz için yapılan en önemli yatırımlardan biridir” ifadelerini kullandı.





