Zaman Ahlâkı: Ramazan’ı Tüketmek mi, İnşa Etmek mi?

Abone Ol

Zaman, mümin için sıradan bir akış değil; emanet ve imtihandır. Hele ki Ramazan ayı, Mü’min için kaçırılmayacak fırsatlarla doludur. Bu ay, sadece aç kalmadan ibaret değil; kalbi, aklı ve hayatı yeniden inşa etme tecrübesidir. O halde şu soruyu sormalıyız: Ramazan’ı tüketiyor muyuz, yoksa onunla kendimizi inşa mı ediyoruz?

Yüce Allah, Kur’ân’ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sakınasınız diye sizin üzerinize de sayılı günlerde oruç yazıldı.” . Ayet-i kerîme, orucun nihai hedefini açıkça ortaya koyar: Takva. Takva ise zamanı bilinçle yaşamaktır. Neyi, niçin yaptığını bilmek; her anı Allah’ın rızasına uygun şekilde değerlendirmektir. O hâlde Ramazan, takvim yapraklarında ilerleyen bir ay değil; takva bilincinin inşa edildiği bir mekteptir.

Bugün en büyük kaybımız, zaman kaybıdır. İsrafın had safhada olduğu sofralar, dijital bağımlılıklar ve gecenin bereketini çalan alışkanlıklar… Oysa Allah Resûlü (s.a.v.) bir hadisinde, “İki nimet vardır ki insanların çoğu onların kıymetini bilmez: Sağlık ve boş vakit” buyurmaktadır. Ramazan, bu iki nimetin daha da belirginleştiği bir aydır. Sağlığımız yerindeyse oruç tutabiliyor, vaktimiz varsa Kur’ân’la hemhâl olabiliyoruz. Fakat bu nimetler şükürle korunmazsa, farkına varmadan tüketilir.

Ramazan’da zaman ahlâkı, öncelikleri doğru belirlemekle başlar. Sahur, sadece mideyi değil niyeti de hazırlama vaktidir. İftar, sadece açlığı gidermek değil, Allah’a verdiği nimetlerden ötürü yapılan şükürlerdir. Teravih, yorgunluğa rağmen Rabbin huzurunda durabilme iradesidir. Kur’ân tilaveti ise bu ayın ruhudur. Nitekim Kur’ân’ı Kerim’de, “O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği ramazan ayıdır.” buyrularak Ramazan ile vahiy arasında güçlü bir bağ kurulmuştur. Kur’ân ile bağı zayıf bir Ramazan, ruhu eksik bir bedene benzer.

Zamanı inşa etmek, küçük ama istikrarlı adımlarla mümkündür. Her gün belirli bir vakti Kur’ân’a ayırmak, kısa da olsa tefekkür etmek, ihtiyaç sahibini gözetmek, dili gıybetten korumak… Bunlar basit görünen fakat kalbi dönüştüren amellerdir. Resûlullah (s.a.v.), “Amellerin Allah’a en sevimli olanı, az da olsa devamlı olanıdır” buyurarak sürekliliğin önemini vurgulamıştır. Demek ki Ramazan’ı inşa etmek, bir ay süren yoğun bir heyecandan ziyade, kalıcı alışkanlıklar kazanmaktır.

Ramazan aynı zamanda muhasebe ayıdır. Günün sonunda kendimize sormalıyız: Bugün zamanımı nerede harcadım? Beni Allah’a yaklaştıran ne yaptım? Hangi sözüm, hangi bakışım orucumun ruhuna zarar verdi? Çünkü oruç sadece aç ve susuz kalmak değildir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.), yalanı ve kötü davranışları terk etmeyen kimsenin aç kalmasına Allah’ın ihtiyacı olmadığını bildirmiştir. Bu uyarı, zaman ahlâkının özüdür: Bu yüzden tuttuğumuz oruç, hayatımızı disipline etmelidir.

Ramazan, tüketilecek bir ay değil; inşa edilecek bir ömürdür. Bu ayda kazandığımız bilinç, yılın geri kalanına taşınmıyorsa eksik kalmışız demektir. Zamanı korumak, aslında kalbi korumaktır. Ramazan’ı ihya eden, zamanını ihya eder; zamanını ihya eden ise hayatını inşa eder. Rabbimiz, bu mübarek ayı hakkıyla değerlendirebilmeyi ve onu kalıcı bir kulluk şuuruna dönüştürebilmeyi bizlere nasip etsin.

İbrahim Deniz

Hopa Küçük Sanayi Sitesi Cami

İmam Hatip