Çocuklardan ellerinizi çekin!

Abone Ol

Artvin Kadın Dayanışma Platformu: “Çocuklarımızı karanlığa teslim etmeyeceğiz, laiklikten vazgeçmeyeceğiz.”

Artvin Kadın Dayanışma Platformu tarafından 6 yaşında bir çocuğun evlendirildiği iddiasıyla Türkiye gündemine oturan haber ile ilgili basın açıklaması yapıldı.

Halitpaşa Meydanında yapılan basın açıklamasını Artvin Kadın Dayanışma Platformu adına okuyan Nurcan Ay Katırcı, tarikatların tehlikesine dikkat çekti.

Katırcı, yaptığı açıklamada, “Kimsenin, dini yaşama şeklini ,inancını, inancının derecesini, inancı gereğiyle yaptıklarını sorgulamıyoruz, yargılamıyoruz. Bunun özellikle altını çizmek istiyoruz. Çünkü kendisine tarikat diyen bir topluluğun çocuğa ve çocuklara yaşattıklarına karşı gelmek, dini hassasiyetlere yapılan bir saldırı değildir. Çünkü adına tarikat denen şey, bu dinin kutsalı değildir, tarihin hiçbir döneminde de olmamıştır” dedi.

“Bu dinde kutsal olan tek bir şey vardır o da Kuranı Kerim ve onun söyledikleridir. Tarikatler ve cemaatler kutsal oluşumlar olsaydı bir zamanlar yere göğe konulamayan Fetö cemaati daha sonra bu ülkenin en büyük tehlikesi olarak bir darbe gerçekleştirmezdi herhalde diye düşünüyoruz.” diyen Katırcı, “Yani şu çok iyi anlaşılsın istiyoruz burada toplanan insanların dinle bir sorunu yoktur,oy kaygısı nedeniyle hala ses çıkarılamayan ve palazlandıkça palazlanan, çocuklarımızın yaşamlarına kabus gibi çöken cemaat ve tarikatlarla bizim derdimiz, fetönün darbe kalkışması gibi bir olayı yeniden yaşamamamızın tek koşulunun bu tip cemaatlerin faaliyet alanını ortadan kaldırmak olduğunu ilkokul çağındaki çocuklar dahi biliyorken adına tarikat,cemaat dediğiniz şeyler bu ülke tarihinde bir dönem ihtiyaç duyulan oluşumlar olmuştur. Çünkü İslamiyeti öğretebilecek başka bir mecranın olmadığı dönemlerdir o dönemler. Ki bir tarikat şeyhinin veya müridinin herhangi bir dünyevi mal varlığına sahip olmasının mümkün olmadığı dönemlerdi. İşte öylesi dönemlerden tarikat şeyhlerinin mersedeselerle dolaştığı, villalarda yaşadığı, milyon dolarlık ihalelere girdiği; müridlerinin de nerden ne kapabilirim, hangi makama yükselebilirim hesapları içinde olduğu günlere gelmemizin tek sebebi tarikat kelimesinin kutsal sayılmasıdır” diye konuştu.

 Tarikatların kutsal bir mekan olmadığına değinen Katırcı, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Bir nevi yüzyıllar öncesinde okul olarak işlev gören yerlerdir.Okullarda eğitimde herhangi bir aksaklık olduğunda ortalığı ayağa kaldıranlar, tarikatın kutsal bir kavram olduğunu düşündüğü için oradaki yanlışlara sessiz kalmaktadır. Biz toplum olarak öncelikle bu kutsallık algısını zihinlerden silmeliyiz. Bir tarikatta, cemaatte gerçekleşen korkunç bir olaya tepki gösterenleri sanki dine tepki duyuyormuş algısıyla yansıtmaya çalışanların gerçek niyetini halkımıza anlatmak zorundayız. Tarikat ve cemaatler bizim kutsalımız olmadığı gibi hiçbir şekilde dinin de kutsalı değildir. Kuranı Kerimin hangi sayfasında yazar bir tarikata mensup değilsen bu dini öğrenemezsin, gerçek dini yaşayamazsın diye? Bu oluşumlar, Kutsal olmadığı gibi artık gerekli de değildir. Bilgiye ulaşmanın mümkün olmadığı dönemde ortaya çıktıklarından bahsettik. Şu anda dini öğrenmek amacıyla hangimiz bilgiye ulaşmakta, çocuğumuza gerçek dini bilgileri vermekte zorlanıyoruz ki? Sorarım size, kulağınıza kulaklığınızı takarak Kurani Kerimin Arapçasını dinledikten sonra Türkçe açıklamasını dinlemek bir tık uzağınızdayken, çocuklarınız zaten okullarda din eğitimi alırken içerisinde her türlü kirliliğin yaşandığı defalarca ispat edilen bu oluşumların gerekli olduğuna kimi inandırabilirsiniz? Elbette ki çocuğunu okutmak için yurt bulamayan gariban insanları ya da yerde bir ambalajın üzerinde arapça yazıyor diye onu öpüp başına koyup yerden kaldıran,saf bir inançla dinini yaşamaya çalışan insanları. Ama bizi kandıramazsınız! Kandıramayacaksınız ! Bu ülke sizin babanızın tarlası değil; istediğiniz gibi sürüp ekemeyeceksiniz. İhtiyaçlı oldukları için, size muhtaç oldukları için yurtlarınızda kalmak zorunda kalan o çocukların, o gençlerin sizlere karşı ne hissettiğini bizler yakından biliyor, görüyoruz. Zorla vermeye çalıştığınız dini eğitimlerle çocukların içindeki din sevgisini dahi yok ederken bu çocukların neler hissettiğine bizler tanığız. Hocam ne olur beni oradan kurtarın, diye kaç öğrenciye tanık bu kulaklarımız biliyor musunuz? Zannetmeyin ki bu şekilde dindar bir nesil yetiştiriyorsunuz. Yarın arkanızdaki iktidarın gücünü kaybettiğinizde ilk bu çocuklar karşınıza dikilecek ve sizden hesap soracak! Daha belki de kaç çocuk çıkacak 6 yaşında bunları ve daha fazlasını yaşamış olan. Hepsi karşınıza dikilip hesap soracak sizlerden. Biz, bu ülkenin vicdanlı ve cesur insanları olarak en güçlü olduğunuz zamanda bile karşınıza dikilip bu hesabı sormak için burdayız. Çünkü o kirli eller bugün en yakınınızdakilere uzanırken yarın bir gün bizim çocuklarımıza da uzanma cüretini gösterecek. Biliyoruz. Bugün sesimizi yükseltmezsek yarın İran'da yaşananların benzerini yaşayacağımız gerçeğini biliyoruz, Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2021-2022 eğitim öğretim yılı okullaşma istatistiklerine göre, ilkokulda 195 bin, ortaokulda 298 bin, lisede 373 bin kız çocuğu eğitimin dışındadır. Açık öğretimde okuyan kız çocuğu sayısını ise 636 bin 270 olarak belirten istatistikler toplamda 1,5 milyonu aşkın kız çocuğunun eğitim sisteminin dışında bırakıldığını göstermektedir. Bu rakam korkunç bir rakamdır,21.yüzyıl Türkiye'sinde bu rakam inanılması zor bir rakamdır. Bizler 4+4+4 sisteminin böyle bir sonuç doğuracağını hep dile getirdik ve sonuç ortada ve eğitime devam etmeyen kız çocukları şiddet, istismar riski altında yaşamlarını sürdürmekte, çocuk yaşta evliliğe maruz bırakılmaktadır. Bu çocuklara ulaşmak şu anki teknolojiyle çok imkansız olmasa gerek ama biz kız çocuklarının eğitimin dışına atılmaktaki niyeti biliyoruz, dün küçüğün rızası vardı deyip bizi susturduklarını zannedenler bugün "olay kişileri bağlar aile içi bir olay,bunu neden bu kadar büyütüyorsunuz? diyerek yine bizi haksız konuma düşürmeye çalışıyor çünkü daha yapacakları var biliyoruz. Bu ağza almaktan bile imtina ettiğimiz olayı ortaya çıkartan gazeteci Timur Soykan için yargılansın diyenlerin korkularının ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu ülkenin savcısı, delilleri bir dava açmak için yeterli görmüş ki bu olay yargıya intikal etmiş. Savcının hazırladığı bir iddianamedeki kişi veya kişileri değil de bunu ortaya çıkartan gazeteciyi linç etmeye çalışmaktaki amacınızı biliyoruz. Savcılık dosyasındaki belgeler gösteriyor ki, on yıl önce 2012 yılında, cinsel istismar doktor tarafından fark edilmiş, bunun üzerine soruşturma başlatılmış, ancak organize sahtekarlıkla soruşturmanın üstü örtülmüştür. Yıllarca bu istismarı yaşamış ve hayatta kalmayı başarmış olan kadının beyanı, doktor raporları, fotoğraflar, ses kaydı, şüpheli ikrarları dikkate alınarak; suçlular ve bu suça yardım ve yataklık eden herkes yargılanmalı ve eylemleri nedeniyle cezalandırılmalıdır diyoruz.Korku karanlığı besliyor ve bizim artık bir karanlık köşede kaybedecek tek bir evladımız daha yok. Son olarak şunu ifade etmek isteriz. Tüm bunların yaşanmamasının, ülkede herkesin inancını en doğru şekliyle yaşamasının, inanmayanın da inanía eşit koşullarda yaşamını sürdürmesinin tek bir güvencesi vardır laiklik. Ulu önderimiz bu gerçeği yıllar öncesinden görmüş ve tarikatların tekkelerin amacından saparak nasıl insanların dini duygularını sömürdüğünü, gücü nasıl kendi istedikleri şekilde kullandıklarını fark etmiş ve bu oluşumları kapatarak, dini bu istismarcıların ellerinden kurtararak bireyin kendi iradesine bırakmıştır. Bizim bu noktada bu ülkede din istismarcılarından kurtuluşumuzun tek yolu laik bir anlayışı yeniden hakim kılmaktır ve tarikat ve cemaatler kapatılsın diye sesimizi yükseltmektir. Bunu söylemekten çekinmenin hiçbir anlamı yoktur çünkü 13 Aralık 1925 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 677 sayılı kanun daha sonra 1982 anayasasında "İnkılap kanunları" arasında kabul edilerek koruma altına alınan, anayasanın 174. maddesine göre anayasaya aykırılığı iddia edilip iptal edilemeyecek kanunlar arasına alınmıştır. Sonrasında yaptıkları bazı değişikliklerle yasayı delme çabasında olanlar şunu bilmeliler ki bunu talep etmek tarikatlar kapatılsın demek hala anayasal bir haktır. İşte bu sebeple bugün buradan bir kez daha cesaretle haykırıyoruz Tarikat ve cemaatler kapatılsın çünkü Biz çocuklarımızı karanlığa teslim etmeyeceğiz laiklikten asla vazgeçmeyeceğiz!”